27 Nisan 2012 Cuma

Kendinden çıkıp kendine varmak yine


  Kelimelerden yol yaptım  önce aklımdan kalbime, sonra kalbimden aklıma…derken uzadıkça uzadı sorguladıklarım, yalnızlıklarım, belli belirsiz  sevdalarım…

  Her defasında koparıp atıyorum köprülerimi kendimle kendim arasına kurduğum, umudum yok ki benim, varlığıma verecek cevabım da… sorularım kadar büyük bir hazinem olamaz artık terkedilmiş benliğime bırakabileceğim. ruhum kadar yakınım yok ama bir o kadar uzağım da yok…Yok oluşu kendime kılavuz edindim, ”bir bardak su içmelik zamanım”… eğer olursa önümde o kadar uzun bir zaman, belki kelimelerim sesine kavuşup benden uzağa akar…

  İnsan önce kendini anlamalıymış öyle mi? Peki beni benden daha bilgesi anlasa olmaz mı, beni bana anlat… cümlenin sonunu getirmeye  cesaretim var mıydı benim ? evet çok şey istiyorum. Gökyüzünün mavisinden  kaçmayı bıraktığım gün, gerçekten sevda ne demek anlamış olurum, anlamış olurum neden  hala bir kaza kurşununa kurban gitmedim ve hala yaşıyorum. Söylesenize ölümsüz olduğunu zanneden sadece ben miyim? Ben  hissederken ruhumum parmak uçlarımdan çıktığını bir gün istemeye istemeye ,  hala bir umut var mı diyecek miyim?
Başa gelmeden bilinmezdi çaresizlik, öğrenilmiş korkularımın arkasına sığınıp onlardan bile yardım istediğim zamanlar…. Ne boş çabam, ne boş ömrüm , ne-boş-ömrüm ..! 

  Baktım yıkabildiğim önyargılarımın evlatları olmuş, onları büyütmeyi reddettim, evlat edindiklerimi de kovdum . Ne zor bir dünya, ne zor insanın ister istemez üyelik ettiği   kalabalıklarla geçinmek, eksik bırakıldığımızda sözsüz beste gibi, şikayet edememek… ve sonra baktık bizden “biz” olmuş mu diye… beğenmedik;  üzülüp , bir de üzerine buruşturup  çöpe attık yenilerini yapalım diye… insan’ dık, hata yapardık ve bütün suçu o sıfata güzelce yükler, pek de soru sormazdık.

  Kim, hangi sınıf önde?  Kimin kavgası  bu yürüyüp  giden, kalplerden  duyduğum  bu silah sesleri  hiç susmaz mı, onu bunu bıraktım da, temizlenmesi  gereken Dünya değil ...  birilerinin yazdığı oyunları oynamayı   gerçekten reddettiğim gün ben “ben” olmuş olurum ve  gerçeğin ete kemiğe bürünmüş halleri de yanıbaşımda olur.
 Ama bugün de dinlemem gereken bir şeyler var, bir yerlerde birileri bir şeyler söylüyor : “geç kalmayı sil lügatından…" duydunuz mu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder