Uykusuzluk problemim var bugünlerde, tatil çarpması oldum galiba...
Yastığıma başımı koyduktan tahminen bir 45 dakika, 1 saat sonra uykuya dalabiliyorum sanırım.Bu geçen sürede aklıma gelmeyen herşey teker teker gelip geçiyor, ekonomiden tutun da çarpık kentleşmeye kadar. Normal bir insanın aklına sevgilisi gelir, ya da sevdiği biri varsa o.Bakmayın , anormallik bende biliyorum. Herneyse uzun değil, okul tekrar başladığında ben de dengemi bulucam , en azından ben öyle umuyorum.O zaman da uykuya hasret zamanlar başlar ama olsun...
Kedilere kim nankör demiş ? hoş ben de pek haz etmem ama, insanoğlundan daha nankör bir varlık daha yok şu dünyada. Öz eleştiri de yapmak lazım arada bir. Sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı arayan biz değil miyiz? İşte, benim durumumla arada benzer bir ilişki var. İstisnasız her zaman sahip olduklarımızı sağ ya da sol köşeye fırlatıp, bizim olanlarla değil olmayanlara ilgi duyarız, onları özleriz, onları barındıran hayaller kurarız, ta ki bizim oluncaya kadar... Olduktan sonra bütün o ihtişamını yitirir o istenenler. Ne büyük zaman kaybı, ne büyük hayal kırıklığıymış deriz.Tabiatın en aciz, aynı zamanda en mükemmel varlıklarıyız. Belki de bu yüzden bütün bu saçmalıklarımız. Nerede olamız gerektiğini, ne istediğimizi tam olarak kestiremediğimiz için. Kimlerin bizim için bir nefes kadar yakın olmasına ,kimlerin gök kubbe kadar uzakta durması gerektiğine tam olarak karar veremediğimiz için. Hani en güzel ve en çirkini barındırmak , dengesizliği de beraberinde getirir ya bazen ,işte bu yüzden (: nacizane fikrim tabi, yazdıklarımın hiçbirinde birilerine birşeyleri kabul ettirme çabam yok,dikkat çekile !
Öz eleştiri yapmanın faydası büyükmüş dostlar. Uzunca bir süredir yapmazdım, herşeyi doğru yaptığım mantığına sahip olduğum zamanlar çok olmuştur ama artık sıyrıldığımı hissediyorum. En azından her gün bir "gün değerlendirmesi" yapmak, insana kazandığı ya da kaybettiği şeyleri tekrar hatırlatıyor. Ne yediğiniz, akşam yemeğinde ne yaptığınız bile ( abartı yok bunda çok ciddiyim. Bir yemeği eğer gerçekten özenerek yaparsanız ve yerseniz, kendinizi daha iyi hissedersiniz ) .
Uzun süreli tatilde olmak bana pek iyi gelmiyor. İlkokuldan beri bu böyledir, hep iple değil halatla çekerim tatili,ama geldiğinde bütün anlamını yitirir ve bir an önce bitsin isterim. Ev hapsi günlerindeyim. Dışarıda kar diz boyu neredeyse, aslında biryerlerde mahsur kalmaktan da korkmuyorum o da ayrı bir macera… Benim korkum trafik kazaları ! aman dikkatli olun sevgili halk, acele giden ecele gider diye boşuna boşuna dememişler
Bilimum sevgiyle kalın (:
31 Ocak 2012 Salı
13 Ocak 2012 Cuma
Kendime bir Aferin verdim
Bugün penceremin önünden hiç ayrılmayan güvercinlere verdiğim ekmek miktarını artırdım, galiba bundan sonra oraya kamp kuracaklar ve böyle giderse şişmanlıktan uçamaz hale gelecekler, aslında kırıldım da bakmayın.O kadar bilet aldım yılbaşında bir hayırlarını görmedim tamam tepeme hiçbiri bişey yapmadı ( gerekmiyo da zaten) ama yine de güzel şeyler de olabilirdi. Sonra düşündüm de bunlar ahlaklı güvercinler,ekmek yedikleri insanın tepesine edenlerden değil bunlar, aferin bana iyi yetiştirmişim onları. Mutlu oldum da, tek şikayetim sürekli kaçmaları...Onlara şöyle seslenmek isterdim :
"Bana bakın yaklaşık bir yıldır anneannenizden tutun, en küçük bebenize kadar burdan ekmek yiyosunuz yanında bazen unlu mamuller bazen tarhana bazen başka şeyler de var. Menü zengin bu kadar hukukumuz var sanıyordum neden hala kaçıyosunuz ? Ben ki bir biyolog adayıyım korkmayın solucanlara yaptığımı size yapmam"
Ama gel de inandır., ne demişler imamın dediğini yap, yaptığını yapma,işte tam da öyle sayın okuyucular.Ne kadar konuşursanız konuşun,eylemlerinizdir kalıcı olan ve akılda tutulan.
Keşke uçabilsem der insan mesela,ama vaktiyle (bildiğim kadarıyla) sadece Hezarfen Ahmet Çelebi bunu denemiş,sanırım Kanuni Sultan Süleyman dönemindeydi. Şimdi hangimiz buna cesaret edebilir ki?Kimi şehir efsanesi der ancak benim doğruluğuna inandığım bir hadisedir bu, ki henüz bitirdiğim bir kitapta da doğruluğundan bahsediliyor.
Yine başladığım noktadan epeyce uzaklaştığımı düşünüyorum. Nedense zaten bir çok şeyi aynı anda anlatma isteğim vardır benim,çok da meşhurdur. Bu yüzdendir ki hızlı konuşurum kimi zaman ve doğal olarak ne dediğim anlaşılmaz,bu genel itibariyle genetiktir ama. Ne dedimmmm uçmak dedim,kaçmak dedim, demedim de aklıma şimdi düştü, burdan kaçacağım günü bekliyorum çünkü sayın okuyucular.Kaçıp evimin, annemin kucağına tabir-i caizse balıklama dalacağım günleri bekliyorum. Yakın yakın, o da yakın sadece bir haftam kaldı. Bazen düşünüyorum da özlemek ne kadar kötü bir eylem. Adımdan nefret ettiğim zamanlar da oluyor böylelikle. Bazen derim keşke adım başka bir şey olsaymış diye, sonra saçmalama özlem! deyip elimde ne varsa devam ederim.Başka bir açıdan bakarsak belki de gereken bir şeydir...
Etrafta bazen birbirlerini özleyen insanların ,birbirlerine karşı daha sevecen yaklaştıklarına şahit olmuşluğum çokça mevcuttur. Hatta ve hatta bazen psikologlar insanlara tartıştıkları zaman bir süre birbirlerini özlemelerini tavsiye ederler.Burdan ne çıkardım?
-İLAÇ gibi ismim varmış (:
Bu kadar da şımarıklığı da hak ediyorumdur herhalde...
sevgiyle kalın,isteyen özlemle kalsın,nasıl isterseniz öyle kalın canım ! aaa
"Bana bakın yaklaşık bir yıldır anneannenizden tutun, en küçük bebenize kadar burdan ekmek yiyosunuz yanında bazen unlu mamuller bazen tarhana bazen başka şeyler de var. Menü zengin bu kadar hukukumuz var sanıyordum neden hala kaçıyosunuz ? Ben ki bir biyolog adayıyım korkmayın solucanlara yaptığımı size yapmam"
Ama gel de inandır., ne demişler imamın dediğini yap, yaptığını yapma,işte tam da öyle sayın okuyucular.Ne kadar konuşursanız konuşun,eylemlerinizdir kalıcı olan ve akılda tutulan.
Keşke uçabilsem der insan mesela,ama vaktiyle (bildiğim kadarıyla) sadece Hezarfen Ahmet Çelebi bunu denemiş,sanırım Kanuni Sultan Süleyman dönemindeydi. Şimdi hangimiz buna cesaret edebilir ki?Kimi şehir efsanesi der ancak benim doğruluğuna inandığım bir hadisedir bu, ki henüz bitirdiğim bir kitapta da doğruluğundan bahsediliyor.
Yine başladığım noktadan epeyce uzaklaştığımı düşünüyorum. Nedense zaten bir çok şeyi aynı anda anlatma isteğim vardır benim,çok da meşhurdur. Bu yüzdendir ki hızlı konuşurum kimi zaman ve doğal olarak ne dediğim anlaşılmaz,bu genel itibariyle genetiktir ama. Ne dedimmmm uçmak dedim,kaçmak dedim, demedim de aklıma şimdi düştü, burdan kaçacağım günü bekliyorum çünkü sayın okuyucular.Kaçıp evimin, annemin kucağına tabir-i caizse balıklama dalacağım günleri bekliyorum. Yakın yakın, o da yakın sadece bir haftam kaldı. Bazen düşünüyorum da özlemek ne kadar kötü bir eylem. Adımdan nefret ettiğim zamanlar da oluyor böylelikle. Bazen derim keşke adım başka bir şey olsaymış diye, sonra saçmalama özlem! deyip elimde ne varsa devam ederim.Başka bir açıdan bakarsak belki de gereken bir şeydir...
Etrafta bazen birbirlerini özleyen insanların ,birbirlerine karşı daha sevecen yaklaştıklarına şahit olmuşluğum çokça mevcuttur. Hatta ve hatta bazen psikologlar insanlara tartıştıkları zaman bir süre birbirlerini özlemelerini tavsiye ederler.Burdan ne çıkardım?
-İLAÇ gibi ismim varmış (:
Bu kadar da şımarıklığı da hak ediyorumdur herhalde...
sevgiyle kalın,isteyen özlemle kalsın,nasıl isterseniz öyle kalın canım ! aaa
6 Ocak 2012 Cuma
TEPEMİN TASINI ATTIRANLARA HİTABEN
Duyduğuma göre,ortada bir yanlışlık var,ben de bir kendimi
tanıtayım dedim tanımayanlara...
Efendim ben Özlem Öztürk,22 yaşındayım.Bu güne kadar
hiçkimsenin aklıyla hareket etmedim,ama güvendiğim insanların fikirlerine
başvurduğum olur.At gözlüğü olan insanlar benden uzak dursunlar,ben de onlara
elbette.hayat felsefemin bir kısmını bu oluşturur.Hiçbir cemaate üyeliğim
mevzubahis değildir.
İnsanı sadece insan olduğu için,Allah yarattığı için sever
ve değer veririm,bunun içindir ki çok şükür her fikirden ahbabım,sevenim,dostum
vardır.Dini inancımı da sosyal yaşantımı da doğru bildiklerime göre yaşarım
elimden geldiğince.Hayatta katlanamadıklarım;değer bilmezlik ve saygısızlıktır.Ama
artık diyorum ki: insanın kendine saygısı yoksa,başkalarına saygı duymasını
bekleyemeyiz,o nedenle öyle herkesle diyaloğa girmem.Dediğim gibi herkese
saygım var,ama biri çıkar da benim inandığım insanlara dil uzatırsa o zaman
yandı gülüm keten helva (!) gerekirse,gayet güzel kavga etme yeteneğim de
vardır,onu da bilirim..
Bilmiş bilmiş konuşan (tabir-i caizse kopyala yapıştır)
insanlardan hiç haz etmem.Kendi hayatında hak,hukuk,adalet kavramından bir
haber yaşayıp bana bunları aklı sıra öğretmeye çalışan körlere de artık
alıştım.Tecbüreyle sabit şimdi bakın : gözümle gördüm adam sınavda kopya çeker
-ki bilen bilir bu hakka girmektir -sonra geçip utanmadan der ki,biz hukuk
devletiyiz hak yerini buldu (: evet güzel kardeşim,senin şu inandığın şey
kadar,sana olan inancım, o yüzden boşuna palavra sıkma sen yorum yapmaya dahi
hakkın yok senin.Yarının yalancısı da sen olacaksın zaten,bu devran demek böyle
işliyor,bunu da canlı canlı görmüş oldum.
Diyorum ki;keşke artık insanlar sadece kendi cümleleriyle
konuşsalar,boyunlarındaki tasmaları bir çıkarsalar,umuyorum o günler de yakındır.
saygılar (:
4 Ocak 2012 Çarşamba
ANLAYAMAZSAK,ANLATAMAYIZ !
"Oğlum sen
manyak mısın? neden doğru dürüst yürümüyosun,niye arkana önüne bakmıyosun?
bak
yine çamur içinde kaldın !"
-niyesimi var o daha çocuk,ondandır hanım abla….
Yine mecburiyet'i (Bolu'nun merkezinde bir cadde) arşınlarken
umarsızca,ön tarafta yürüyen 30'lu yaşlarda bir bayan ve elinde çantası gibi
taşıdığı çocuğunun arasında geçenlere istemeden de olsa şahit oldum işte.Herşey
bir yana gerçekten sinir katsayım stratosferlere kadar çıktı.Kardeşimm! çocuğa
hakaret edilmez sokak ortasında,çocuğa terbiye de sokakta verilmez (bunu babam da söyler hep),bir davranış
da sokakta öğretilmez.Ben bir anne değilim ama az çok fikrim var bu
konuda.Sıkça karşılaştığım bir durumdur …Güzel,değerli anelerimiz de hata
yapabilir insanız sonuçta ama çok belli birtakım bilinenleri uygulamamakta
neden ısrarcı olurlar anlamam.Bir bebek,daha anne karnındayken ona
hissettirilen herşeyi anlar ve tepki verir.Hal böyleyken 4-5 yaşlarındaki
çocuğun tepkisiz kalacağını düşünmek aptallık olur.Doğal olarak çocukcağızın
yüzü de kızardı ve yolun ortasına hiç düşünmeden oturdu.Kimbilir,ben de olsam
belki aynı şeyi yapardım.katlanmış tepki…Sen beni rezil edersen,ben daha çok
ederim mantığı.Durun daha bitmedi,ayağa kalkar kalkmaz gelen o bilmem kaç
şiddetindeki tokat da yaşananların kdv'si gibiydi…acımadım da üzüldüm.Anlayamadıklarımızı anlatamayız,
çok normal ve öğrenmeden hareket etmelerini bekliyoruz bazen insanlardan,daha ziyade çocuklardan.
Genetiği
değiştirilen organizmalar sadece hayvan
ve bitkiyle sınırlı kalmadı sayın okuyucular,insanları
da başka bir yönden etkisi altına aldı,hazır yeri gelmişken yada ısrarla
bunu söylemek isterken ben devam edeyim;
çocuklarına 7/24 danone yediren anneler vardır ya bilirsiniz,üşengeçlikten
kalkıp bir tas tarhana çorbası yapamazlar,sonra da bütün bir ömür çocukları
zeki olacak diye beklerler.İşte buyurun efendim bütün bu saçmalıkların doğduğu
yerlerden biri de bu,çok açık ve net söyledim,bitti (: siz
anlayamazsanız,ANLATAMAZSINIZ!
Daha hızlı adımlarla devam ettim, bir tane piyango bileti
almaktı niyetim (hiçbirşey çıkmadı ama,gerçekten çıkmasını da istemiyorum,bilet
almaktaki amacımı da hala anlayabilmiş değilim).Lise talebesiydi tahminimce
tezgahta duran çocuk bir tane aldım bilet ama bütün o tezgahı satın alacak
kadar param olsaydı keşke dedim bir an.Çıkması umuduyla değil,tezgahın
başındaki çocuk daha fazla üşümesin diye.Çünkü Bolu'yu bilen bilir,akşam ayazı
üşütmekten beter eder dondurur insanı,soğuğu bütün hücrelerinizle hissedersiniz.Ben
nasıl bir işe sahip biri olurum gelecekte bilmem,elbette bir hayalim birkaç da planım
var ama hayat ne gösterir ki..? O an daha güçlü olmam gerektiğini bir kez
daha anladım ve hep o dayanamadığım sahnelerden birine daha şahit oldum.Aslında
o çok ünlü videodaki çoban çocuk haklı! nasıl diyordu : "Lanet olsun bu
hayata" (: söyleyince rahatlıyor insan,deneyin.Neden kimse hak ettiği yerde değil ? mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır,bilimsellik aramıyorum bu sorunun cevabında tamamiyle,sahip olduğunuz inancı da hesaba katarak birşeyler bulmaya çalışın. Ben de deniyorum ama...deniyorum işte.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

