24 Mart 2012 Cumartesi

Bir zamanlardan Bu zamanlara nağmeler


  Onca kelimeyi toparlayıp bir araya getirirken , anlamlı bi cümle kurma gibi bir niyetim yok aslında.Varsın saçma olsun, saçılacağı yere bakıyorum da  alfabenin her hangi  bir yerinden iki harfi gelişi güzel koysam da  olması gereken yerde derin bi manaya bürünecek gibi duruyor.Hazır zaman huzursuzluğı gösterirken, güzel olacak güzel kelimeleri etrafa saçmak...


  Artık kar da yok buralarda  hüzünlerin üzerini kapatacak, sadece gece var uyudukça unutturacak, ne yazık; sadece birkaç saat. O zaman küçük  ama büyük anıları hatırlamanın tam zamanı belki…

  Çok fazla çiçek koklayıp beynimi uyuşturmak istiyorum, ya da denizin mavisine dalıp başka renklere duyarsız kalmayı….mavinin yeri başkadır bende, huzur verir, annemi hatırlatır.

  İlkokuldayken, annem beni okul çıkışında mavi kot gömleğiyle hep aynı ağacın altında beklerdi. Ben çıkınca onu gördüğümde dünyalar benim olurdu, öyle bi mutluluktu ki o tarifini hala bulamadım.Bazen yorgun argın akşam üzeri eve döndüğümde, bana  kapıyı gülümseyerek  açmasını dünyalara değişmem. Bazen gülümsemesine sıcak çay ve poğaça kokusu eşlik eder, sabah kalktığımda patates kızartması....öyle güzel, öyle huzur dolu işte. 

  Babam uzaklardan geldiğinde resim defterimi alıp kucağına koşturmak gibisi yoktu,  ona yaptığım resimleri teker teker gösterip anlatırdım. Topladığım aferinleri hafızama atıp bugünlerde hatırlayacağım aklıma gelmezdi,  aferinlerim beni mutlu ediyor evet, iyi ki çizmişim kocaman kocaman evler ve insanlar diyorum şimdi. Şu zamanlarda yeteneğim de körelmiş resim yapmaktan nefret eden biri oldum. 

Bütün güzellikleriyle hatırlıyorum çocukluğumu ve anılarım iyi ki var galiba.Bu sıkıcı, çekilmez, akla zarar günlerde tek kurtarıcım. Çocukları olanlar ! onlara bu güzelliklerden biriktirmeleri için yardımcı olun olur mu? (:

3 Mart 2012 Cumartesi

"hayırlı işler"


 Günlerden Cumartesi, hala kar yağıyor ve artık bunda  huzur aramalı mıyım bilmiyorum. Sabah uyandığımda  yaptığım ilk iş perdeyi  ardına kadar sıyırıp birkaç dakika lapa lapa yağan karı izlemek oldu, neden bilmiyorum ama dalıp gittiğim sayılı şeylerden biridir, hele ki öyle ahenkle düşüyorsa taneler, hepsinin içine sığdıracak kadar hayal kuruyorum, artık hayal kuruyorum evet 

 Akşamında,  ay ilkdördün ( ilkokuldan hatırlıyorum bu şekillerin isimlerini,sürekli takip ederdim ve değişmedi bu alışkanlığım) ve yanına yakışan şey bir bardak kahve ve yazmak galiba. Bugün, kaldığım eve biraz uzak düşen cumartesi Pazarına gittim, pazara gitmekten hiç hoşlanmayan biri olarak ben, her işimi kendim yapmak zorunda olduğum için, bunu da yapıyorum  mecburen.

  Pazarın girişinde gördüğüm peynirci tezgahı beni o kadar mutlu etti ki tamamdı işte okulda deneyim için lazım olan ufacık bir peyniri alıp evime dönecektim. (Bir peynir için ne işin vardı da pazara kadar gittin madem diye soranları duyar gibiyim ama köy peyniri  lazımdı , o öyle her yerde bulunmaz :D  ) Bu buz gibi havada makul olan, dışarıda hızlı hareket etmektir, en azından bence öyle. Tezgaha yaklaşıp hayırlı işler diledikten sonra köy peyniri bulunup bulunmadığını sordum. Evet cevabını alınca 100 gram istedim. Tezgahtaki amca yüzüme tuhaf tuhaf bakıp :

-bu kadar az peynirle napılır ki kızım?
+ okulda bi deneyde kullanıcam da amca, fazlasına gerek yok
-Ne deneyiymiş o?
+ hani bu peynirlerin, çiğ sütlerin içlerinde mikroorganizmalar vardır ya gözle görünmeyen zararlı olabilen, onların sayımıyla ilgili bi deney.

(Amcamın gözleri yerlerinden fırlamakla fırlamamak arasında gidip geldi )

-olur mu öyle şey, peynirde ne arar o dediğinden ,size bunları mı öğretiyolar ?

   Amcama bunun kötü bir şey olmadığını sabırla anlattım, çok şükür ikna oldu da peyniri aldım.  Yoksa yediğim yumrukla mor bir gözle de eve dönebilirdim, çok şükür uzlaşmaya vardık. 

 Pazarda 55-60 yaşlarında tonton bir patates satan teyzem de var benim. Gelmişken onu görmemek de olmazdı tabi, hiç üşenmeden pazarın en sonuna kadar yürüdüm. Yarıyıl tatilinden önce görmüştüm en son, ne zaman pazara gitsem ondan patates almadan geri dönmem, bendeki bahane tabi öyle güzel bir diyalog var ki aramızda maksat muhabbet. Yaklaşınca yanına farketti beni  , kocaman bi gülümsemeyle karşıladı,  hal hatır derken 10-15 dakika sohbet ettik,  onunla ahbaplığım geçen yıla dayanır. Yine zoraki pazar alışverişlerinden birinde güzel bir muhabbete başlamıştık. Bir sonraki hafta gittiğimde yine beni tanıması bana garip gelmişti ama mutlu da olmuştum. Zaten oldum olası böyle orta yaşlı ya da yaşlı kadınlarla muhabbet etmeye bayılırım nedense.  Patatesimi de aldım her zamanki gibi, bana bir de yapma gül verdi. Bugün dünyanın en mutlu insanı benim , başkası olamaz. Geri döndüğümde o peynir aldığım tezgahın önünden geçerken kafamı kaldırıp baktığımda o amcam da sağolsun gülümsedi özür diler gibi… Ya da ben öyle algılamak istedim, herneyse.

  Anlattım da anlattım yine  güzel bir gündü benim için,  her durumda bir parça sabırlı olmam gerektiğini  biliyordum da teorikti bu, bugün pratiğe de döktüm ,güzel bir şey tavsiye ederim. Ha bu arada pazardaki ahbaplarım çoğalıyor , neden bunca zaman gitmemek için ısrarcı oldum acaba :D ömrümün kayıp yıllarına bir gülümseme fırlatarak izninizi istiyorum , huzurla kalın (: