13 Nisan 2012 Cuma

Yapay denizim var beynimde, bir de sinirim


 Demirlemek zorundaysan kendini olduğun mekana, şehre ya da kişilere;  kafanda git bir yerlere, şöyle açıklık deniz kenarı bir yer olsun…

 Bana verilen en büyük nimetlerden biri galiba hayal kurma  yetisi.  Acemiyim  bu konuda ama başlangıç için hiç de fena sayılmayacak şeyler geçiyor kafamdan. Sıkıldığım zaman atıyorum kendimi beynime, hem belki bir gün aklıma çok değişik birşeyler gelir de zengin olmanın yolunu bulurum kimbilir. ( Tamaaaam peki  sizi de unutmam  ) .
Etrafta ağaçların çiçekleri biz burdayız derken, ilk defa bu akşam bir kafede otururken farkettim onları ben. Güzelliklere mi kapadım gözlerimi bilmiyorum, göz doktoru buna bir çözüm bulabilir mi? Bendeki de güzel bir soru oldu evet.Şöyle :

-şikayetiniz nedir ?
+ııııııı şeyy,  göremiyorum da güzel şeyleri ben.
-Hmmm pembe bi gözlük verelim size.

Muhtemel diyalog böyle olurdu sanırım ne bekliyorum ki.

 Neyse ne anlatıyordum ben? Kırmızı ışıkların vurduğu  ağacın beyaz çiçekleri çok güzel görünüyordu, tam da tepemdeydiler ve bir bardak çayın yanında çok güzel gittiler doğrusu. Ha bir de dostlarla muhabbet…o hiç atlanamaz bir ayrıntı. Bu şehre de bahar geldi ne güzel…

  Bütün bir günün stresini üzerimden bir ağacın alabileceğini  tahmin etmezdim doğrusu. Evet stres, evet ben. Niye mi ? anlatayım; zaten benim bir olaysız günüm geçmez. Bu ülkede en zor olan şeylerden biri neymiş biliyor musunuz? Hemen söyleyim öyle  beyin fırtınasına gerek yok, sıkı durun!

-35 numara  ayakkabı giymek.

 Niye şaşırdınız ki, gerçekten öyle.  Tam 6 tane dükkan gezip bir tane bulamasaydınız, eminim siz de benim gibi düşünürdünüz. Çünkü zaten toplamdaki dükkan sayısı o kadar bu şehirde. Herneyse efendim; sinirlendim dolayısıyla çünkü ben ne zaman neye ihtiyaç duysam, o şey yok olur Yeryüzünden, silinir. Bu gün de onlardan birini yaşadım işte. Aklımdan onlarca komplo teorisi geçti bir anda,  ne yapsam da intikam alsam diye, biyolojik saldırıdan tutun da, dükkanlara TNT koymaya kadar, “ siz misiniz 35 numara ayakkabı  bulundurmayan!! ” . Sonra  yine bir bardak çay beni kendime getirdi. Ama zaten saçmalamıştım, ihtiyacım vardı ( laf aramızda çaykolik bir insanımdır da, annemden geçti genetik olma olsılığı da yoktur bunun ama siz öyle varsayın ). 

Bir defa yazmaya başlayınca aynı anda  birkaç konudan bahsedebilme yeteneğim varmış benim. siz siz olun herşeyinizi vaktinde yapın, sonra böyle benim gibi iki arada bir derede küçücük şehirlerde bir şeyleri arayıp da bulamama durumu yaşamayın. Ha bu arada çay içer misiniz? :) ben içiyorum da….
( Tamam söz inidiricem bunu minimuma, fazlası zararmış, ah anneeeee )

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder