Uykusuzluk problemim var bugünlerde, tatil çarpması oldum galiba...
Yastığıma başımı koyduktan tahminen bir 45 dakika, 1 saat sonra uykuya dalabiliyorum sanırım.Bu geçen sürede aklıma gelmeyen herşey teker teker gelip geçiyor, ekonomiden tutun da çarpık kentleşmeye kadar. Normal bir insanın aklına sevgilisi gelir, ya da sevdiği biri varsa o.Bakmayın , anormallik bende biliyorum. Herneyse uzun değil, okul tekrar başladığında ben de dengemi bulucam , en azından ben öyle umuyorum.O zaman da uykuya hasret zamanlar başlar ama olsun...
Kedilere kim nankör demiş ? hoş ben de pek haz etmem ama, insanoğlundan daha nankör bir varlık daha yok şu dünyada. Öz eleştiri de yapmak lazım arada bir. Sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı arayan biz değil miyiz? İşte, benim durumumla arada benzer bir ilişki var. İstisnasız her zaman sahip olduklarımızı sağ ya da sol köşeye fırlatıp, bizim olanlarla değil olmayanlara ilgi duyarız, onları özleriz, onları barındıran hayaller kurarız, ta ki bizim oluncaya kadar... Olduktan sonra bütün o ihtişamını yitirir o istenenler. Ne büyük zaman kaybı, ne büyük hayal kırıklığıymış deriz.Tabiatın en aciz, aynı zamanda en mükemmel varlıklarıyız. Belki de bu yüzden bütün bu saçmalıklarımız. Nerede olamız gerektiğini, ne istediğimizi tam olarak kestiremediğimiz için. Kimlerin bizim için bir nefes kadar yakın olmasına ,kimlerin gök kubbe kadar uzakta durması gerektiğine tam olarak karar veremediğimiz için. Hani en güzel ve en çirkini barındırmak , dengesizliği de beraberinde getirir ya bazen ,işte bu yüzden (: nacizane fikrim tabi, yazdıklarımın hiçbirinde birilerine birşeyleri kabul ettirme çabam yok,dikkat çekile !
Öz eleştiri yapmanın faydası büyükmüş dostlar. Uzunca bir süredir yapmazdım, herşeyi doğru yaptığım mantığına sahip olduğum zamanlar çok olmuştur ama artık sıyrıldığımı hissediyorum. En azından her gün bir "gün değerlendirmesi" yapmak, insana kazandığı ya da kaybettiği şeyleri tekrar hatırlatıyor. Ne yediğiniz, akşam yemeğinde ne yaptığınız bile ( abartı yok bunda çok ciddiyim. Bir yemeği eğer gerçekten özenerek yaparsanız ve yerseniz, kendinizi daha iyi hissedersiniz ) .
Uzun süreli tatilde olmak bana pek iyi gelmiyor. İlkokuldan beri bu böyledir, hep iple değil halatla çekerim tatili,ama geldiğinde bütün anlamını yitirir ve bir an önce bitsin isterim. Ev hapsi günlerindeyim. Dışarıda kar diz boyu neredeyse, aslında biryerlerde mahsur kalmaktan da korkmuyorum o da ayrı bir macera… Benim korkum trafik kazaları ! aman dikkatli olun sevgili halk, acele giden ecele gider diye boşuna boşuna dememişler
Bilimum sevgiyle kalın (:
31 Ocak 2012 Salı
13 Ocak 2012 Cuma
Kendime bir Aferin verdim
Bugün penceremin önünden hiç ayrılmayan güvercinlere verdiğim ekmek miktarını artırdım, galiba bundan sonra oraya kamp kuracaklar ve böyle giderse şişmanlıktan uçamaz hale gelecekler, aslında kırıldım da bakmayın.O kadar bilet aldım yılbaşında bir hayırlarını görmedim tamam tepeme hiçbiri bişey yapmadı ( gerekmiyo da zaten) ama yine de güzel şeyler de olabilirdi. Sonra düşündüm de bunlar ahlaklı güvercinler,ekmek yedikleri insanın tepesine edenlerden değil bunlar, aferin bana iyi yetiştirmişim onları. Mutlu oldum da, tek şikayetim sürekli kaçmaları...Onlara şöyle seslenmek isterdim :
"Bana bakın yaklaşık bir yıldır anneannenizden tutun, en küçük bebenize kadar burdan ekmek yiyosunuz yanında bazen unlu mamuller bazen tarhana bazen başka şeyler de var. Menü zengin bu kadar hukukumuz var sanıyordum neden hala kaçıyosunuz ? Ben ki bir biyolog adayıyım korkmayın solucanlara yaptığımı size yapmam"
Ama gel de inandır., ne demişler imamın dediğini yap, yaptığını yapma,işte tam da öyle sayın okuyucular.Ne kadar konuşursanız konuşun,eylemlerinizdir kalıcı olan ve akılda tutulan.
Keşke uçabilsem der insan mesela,ama vaktiyle (bildiğim kadarıyla) sadece Hezarfen Ahmet Çelebi bunu denemiş,sanırım Kanuni Sultan Süleyman dönemindeydi. Şimdi hangimiz buna cesaret edebilir ki?Kimi şehir efsanesi der ancak benim doğruluğuna inandığım bir hadisedir bu, ki henüz bitirdiğim bir kitapta da doğruluğundan bahsediliyor.
Yine başladığım noktadan epeyce uzaklaştığımı düşünüyorum. Nedense zaten bir çok şeyi aynı anda anlatma isteğim vardır benim,çok da meşhurdur. Bu yüzdendir ki hızlı konuşurum kimi zaman ve doğal olarak ne dediğim anlaşılmaz,bu genel itibariyle genetiktir ama. Ne dedimmmm uçmak dedim,kaçmak dedim, demedim de aklıma şimdi düştü, burdan kaçacağım günü bekliyorum çünkü sayın okuyucular.Kaçıp evimin, annemin kucağına tabir-i caizse balıklama dalacağım günleri bekliyorum. Yakın yakın, o da yakın sadece bir haftam kaldı. Bazen düşünüyorum da özlemek ne kadar kötü bir eylem. Adımdan nefret ettiğim zamanlar da oluyor böylelikle. Bazen derim keşke adım başka bir şey olsaymış diye, sonra saçmalama özlem! deyip elimde ne varsa devam ederim.Başka bir açıdan bakarsak belki de gereken bir şeydir...
Etrafta bazen birbirlerini özleyen insanların ,birbirlerine karşı daha sevecen yaklaştıklarına şahit olmuşluğum çokça mevcuttur. Hatta ve hatta bazen psikologlar insanlara tartıştıkları zaman bir süre birbirlerini özlemelerini tavsiye ederler.Burdan ne çıkardım?
-İLAÇ gibi ismim varmış (:
Bu kadar da şımarıklığı da hak ediyorumdur herhalde...
sevgiyle kalın,isteyen özlemle kalsın,nasıl isterseniz öyle kalın canım ! aaa
"Bana bakın yaklaşık bir yıldır anneannenizden tutun, en küçük bebenize kadar burdan ekmek yiyosunuz yanında bazen unlu mamuller bazen tarhana bazen başka şeyler de var. Menü zengin bu kadar hukukumuz var sanıyordum neden hala kaçıyosunuz ? Ben ki bir biyolog adayıyım korkmayın solucanlara yaptığımı size yapmam"
Ama gel de inandır., ne demişler imamın dediğini yap, yaptığını yapma,işte tam da öyle sayın okuyucular.Ne kadar konuşursanız konuşun,eylemlerinizdir kalıcı olan ve akılda tutulan.
Keşke uçabilsem der insan mesela,ama vaktiyle (bildiğim kadarıyla) sadece Hezarfen Ahmet Çelebi bunu denemiş,sanırım Kanuni Sultan Süleyman dönemindeydi. Şimdi hangimiz buna cesaret edebilir ki?Kimi şehir efsanesi der ancak benim doğruluğuna inandığım bir hadisedir bu, ki henüz bitirdiğim bir kitapta da doğruluğundan bahsediliyor.
Yine başladığım noktadan epeyce uzaklaştığımı düşünüyorum. Nedense zaten bir çok şeyi aynı anda anlatma isteğim vardır benim,çok da meşhurdur. Bu yüzdendir ki hızlı konuşurum kimi zaman ve doğal olarak ne dediğim anlaşılmaz,bu genel itibariyle genetiktir ama. Ne dedimmmm uçmak dedim,kaçmak dedim, demedim de aklıma şimdi düştü, burdan kaçacağım günü bekliyorum çünkü sayın okuyucular.Kaçıp evimin, annemin kucağına tabir-i caizse balıklama dalacağım günleri bekliyorum. Yakın yakın, o da yakın sadece bir haftam kaldı. Bazen düşünüyorum da özlemek ne kadar kötü bir eylem. Adımdan nefret ettiğim zamanlar da oluyor böylelikle. Bazen derim keşke adım başka bir şey olsaymış diye, sonra saçmalama özlem! deyip elimde ne varsa devam ederim.Başka bir açıdan bakarsak belki de gereken bir şeydir...
Etrafta bazen birbirlerini özleyen insanların ,birbirlerine karşı daha sevecen yaklaştıklarına şahit olmuşluğum çokça mevcuttur. Hatta ve hatta bazen psikologlar insanlara tartıştıkları zaman bir süre birbirlerini özlemelerini tavsiye ederler.Burdan ne çıkardım?
-İLAÇ gibi ismim varmış (:
Bu kadar da şımarıklığı da hak ediyorumdur herhalde...
sevgiyle kalın,isteyen özlemle kalsın,nasıl isterseniz öyle kalın canım ! aaa
6 Ocak 2012 Cuma
TEPEMİN TASINI ATTIRANLARA HİTABEN
Duyduğuma göre,ortada bir yanlışlık var,ben de bir kendimi
tanıtayım dedim tanımayanlara...
Efendim ben Özlem Öztürk,22 yaşındayım.Bu güne kadar
hiçkimsenin aklıyla hareket etmedim,ama güvendiğim insanların fikirlerine
başvurduğum olur.At gözlüğü olan insanlar benden uzak dursunlar,ben de onlara
elbette.hayat felsefemin bir kısmını bu oluşturur.Hiçbir cemaate üyeliğim
mevzubahis değildir.
İnsanı sadece insan olduğu için,Allah yarattığı için sever
ve değer veririm,bunun içindir ki çok şükür her fikirden ahbabım,sevenim,dostum
vardır.Dini inancımı da sosyal yaşantımı da doğru bildiklerime göre yaşarım
elimden geldiğince.Hayatta katlanamadıklarım;değer bilmezlik ve saygısızlıktır.Ama
artık diyorum ki: insanın kendine saygısı yoksa,başkalarına saygı duymasını
bekleyemeyiz,o nedenle öyle herkesle diyaloğa girmem.Dediğim gibi herkese
saygım var,ama biri çıkar da benim inandığım insanlara dil uzatırsa o zaman
yandı gülüm keten helva (!) gerekirse,gayet güzel kavga etme yeteneğim de
vardır,onu da bilirim..
Bilmiş bilmiş konuşan (tabir-i caizse kopyala yapıştır)
insanlardan hiç haz etmem.Kendi hayatında hak,hukuk,adalet kavramından bir
haber yaşayıp bana bunları aklı sıra öğretmeye çalışan körlere de artık
alıştım.Tecbüreyle sabit şimdi bakın : gözümle gördüm adam sınavda kopya çeker
-ki bilen bilir bu hakka girmektir -sonra geçip utanmadan der ki,biz hukuk
devletiyiz hak yerini buldu (: evet güzel kardeşim,senin şu inandığın şey
kadar,sana olan inancım, o yüzden boşuna palavra sıkma sen yorum yapmaya dahi
hakkın yok senin.Yarının yalancısı da sen olacaksın zaten,bu devran demek böyle
işliyor,bunu da canlı canlı görmüş oldum.
Diyorum ki;keşke artık insanlar sadece kendi cümleleriyle
konuşsalar,boyunlarındaki tasmaları bir çıkarsalar,umuyorum o günler de yakındır.
saygılar (:
4 Ocak 2012 Çarşamba
ANLAYAMAZSAK,ANLATAMAYIZ !
"Oğlum sen
manyak mısın? neden doğru dürüst yürümüyosun,niye arkana önüne bakmıyosun?
bak
yine çamur içinde kaldın !"
-niyesimi var o daha çocuk,ondandır hanım abla….
Yine mecburiyet'i (Bolu'nun merkezinde bir cadde) arşınlarken
umarsızca,ön tarafta yürüyen 30'lu yaşlarda bir bayan ve elinde çantası gibi
taşıdığı çocuğunun arasında geçenlere istemeden de olsa şahit oldum işte.Herşey
bir yana gerçekten sinir katsayım stratosferlere kadar çıktı.Kardeşimm! çocuğa
hakaret edilmez sokak ortasında,çocuğa terbiye de sokakta verilmez (bunu babam da söyler hep),bir davranış
da sokakta öğretilmez.Ben bir anne değilim ama az çok fikrim var bu
konuda.Sıkça karşılaştığım bir durumdur …Güzel,değerli anelerimiz de hata
yapabilir insanız sonuçta ama çok belli birtakım bilinenleri uygulamamakta
neden ısrarcı olurlar anlamam.Bir bebek,daha anne karnındayken ona
hissettirilen herşeyi anlar ve tepki verir.Hal böyleyken 4-5 yaşlarındaki
çocuğun tepkisiz kalacağını düşünmek aptallık olur.Doğal olarak çocukcağızın
yüzü de kızardı ve yolun ortasına hiç düşünmeden oturdu.Kimbilir,ben de olsam
belki aynı şeyi yapardım.katlanmış tepki…Sen beni rezil edersen,ben daha çok
ederim mantığı.Durun daha bitmedi,ayağa kalkar kalkmaz gelen o bilmem kaç
şiddetindeki tokat da yaşananların kdv'si gibiydi…acımadım da üzüldüm.Anlayamadıklarımızı anlatamayız,
çok normal ve öğrenmeden hareket etmelerini bekliyoruz bazen insanlardan,daha ziyade çocuklardan.
Genetiği
değiştirilen organizmalar sadece hayvan
ve bitkiyle sınırlı kalmadı sayın okuyucular,insanları
da başka bir yönden etkisi altına aldı,hazır yeri gelmişken yada ısrarla
bunu söylemek isterken ben devam edeyim;
çocuklarına 7/24 danone yediren anneler vardır ya bilirsiniz,üşengeçlikten
kalkıp bir tas tarhana çorbası yapamazlar,sonra da bütün bir ömür çocukları
zeki olacak diye beklerler.İşte buyurun efendim bütün bu saçmalıkların doğduğu
yerlerden biri de bu,çok açık ve net söyledim,bitti (: siz
anlayamazsanız,ANLATAMAZSINIZ!
Daha hızlı adımlarla devam ettim, bir tane piyango bileti
almaktı niyetim (hiçbirşey çıkmadı ama,gerçekten çıkmasını da istemiyorum,bilet
almaktaki amacımı da hala anlayabilmiş değilim).Lise talebesiydi tahminimce
tezgahta duran çocuk bir tane aldım bilet ama bütün o tezgahı satın alacak
kadar param olsaydı keşke dedim bir an.Çıkması umuduyla değil,tezgahın
başındaki çocuk daha fazla üşümesin diye.Çünkü Bolu'yu bilen bilir,akşam ayazı
üşütmekten beter eder dondurur insanı,soğuğu bütün hücrelerinizle hissedersiniz.Ben
nasıl bir işe sahip biri olurum gelecekte bilmem,elbette bir hayalim birkaç da planım
var ama hayat ne gösterir ki..? O an daha güçlü olmam gerektiğini bir kez
daha anladım ve hep o dayanamadığım sahnelerden birine daha şahit oldum.Aslında
o çok ünlü videodaki çoban çocuk haklı! nasıl diyordu : "Lanet olsun bu
hayata" (: söyleyince rahatlıyor insan,deneyin.Neden kimse hak ettiği yerde değil ? mutlaka mantıklı bir açıklaması vardır,bilimsellik aramıyorum bu sorunun cevabında tamamiyle,sahip olduğunuz inancı da hesaba katarak birşeyler bulmaya çalışın. Ben de deniyorum ama...deniyorum işte.
29 Aralık 2011 Perşembe
HEIDIII SANA GELİYORUM (:
Zaman….
Zaman dediğimiz şey dakikaların hatta saliselerin toplamıysa
eğer sadece,daha öğrenecek çok şeyimiz var .Bu günlerde sadece öyle yaşadığımı
farkettim çünkü,böyle değildim ben,hayrola?.
Zaman geçiyor,sadece yaşamış olmak için yaşıyorum sanki.Sadece bakmış olmak için bakıyorum etrafıma,benim de gözlerim var ve hala görüyorum diyebilmek için…Ama bir SANİYE! Gerçekten görebiliyor muyum baktığım şeyleri? mesela ben de buradayım bak diyen o bütün güzellikleri ,bütün heyecanları ? belki de kalp ritmimi daha da hızlandıracak şu tekdüze günlerde,tam da ihtiyacım olan şey,bir büyük kağıt helva gibi….
Zaman geçiyor,sadece yaşamış olmak için yaşıyorum sanki.Sadece bakmış olmak için bakıyorum etrafıma,benim de gözlerim var ve hala görüyorum diyebilmek için…Ama bir SANİYE! Gerçekten görebiliyor muyum baktığım şeyleri? mesela ben de buradayım bak diyen o bütün güzellikleri ,bütün heyecanları ? belki de kalp ritmimi daha da hızlandıracak şu tekdüze günlerde,tam da ihtiyacım olan şey,bir büyük kağıt helva gibi….
Aslında alıp başı gitmek gerek arada bir ,şöyle en huzurlu olunan yerlere,yada bilmeden nerede
huzur bulacağını ama gitmek ,kocaman bir merak ve beraberinde ümitle. .Ben de
bunu istiyorum,cep telefonum olmasın ve bilgisayar da olmasın hatta mümkünse
tuşlu hiçbirşey görmek istemiyorum yanımda.Sadece biricik o çok sevdiğim
kendim,renkli kalemlerim ve birkaç deste kağıt …en güzel kitap cümlelerimi kendime
defalarca tekrarlamak ve sonra da uzun uzun düşünmek,hatta ne kadar sorunum
varsa hepsine ayrı ayrı süslü püslü
çözümler bulup ait olmadığım,ama yaşamak zorunda olduğum yere geri dönmek
istiyorum.Geri döndüğümde herşeyin daha güzel olacağını billyorsam ,orası benim için huzurdur ,işte o zaman
orası benim ait olduğum yerdir ve hep hayal etmişimdir bir yelkenlim
olsaaaaa,ah bir olsa neler yaparız biz birlikte (:
Beynimin içinde öyle pek de tilki dolanmaz,yaşam alanı
değildir çünkü,pek kan kokusu yok iyi
biliyorum,daha çok ötücü kuşlar
besliyorum,bana ahaplık ederler çok iyiliklerini,aynı zamanda da
saçmalayışlarını gördüm.Ben ne zaman sussam
onlar konuştu kendi dillerince ve onlardan ne zaman fikir istesem genelde hep sustular ama artık gitsinler,gitsinler
çünkü misafir etmek istediğim
şey,hepsinden güzel,görkemli ve gerektiğinde ses çıkarır,bütün gün
dinleyebilirim hiç sıkılmadan,belki de huzur orada (: o seste.Tanımlamakta
zorlanıyorum,belki de hala arayış içindeyim ama birçoğumuzun ortak noktası,ne
istediğimizi bilmek,ama almak için ne yapacağımızı bilememek…olsun,ben diyorum
ki kuru fasulye ille de sucuklu olacak diye bir kaide yok..Biz yapmaya
başlayalım,elbet bir gün herşey tamamlanır,her şey olması gereken yerde olur .Tasvirlerin
lezzetine aldananlar hemen başlayabilirler tabii,vakit nakittir .Ben de arayıp
sormaya devam edeyim,bakmam gereken çok yer,görmem gereken çok hal var sanırım
daha,öyle olmasa çoktan bendeydi o "huzur".Bu böyle gitmez tabi,gelecekte
beni arayan şirinler köyü'nde bulabilir ,sosyalizmin nimetlerinden faydalanırım
ben de eğer varsa .Ya da Heidi'nin kulübesine taşınabilirim,benim için bazalı
bir yatağı vardır herhalde…O da bencilse öldürün beni,animasyon ve çizgifilmler
beynini ele geçirdi,uzaylı oldu da öldü desinler.Bütün dünya davetlidir,iyi
seyirler…
Dipnot : Uzaklarda
aramıyorum şu sıra,en küçük noktadan başladım kendime… sınavlarımdan kalan şu
bikaç günlük arada istedğim kitapları saat kaygısı yaşamadan okuyabilmek
özgürlüğü benim için paha biçilemez.Evet bu çok ufacık bir şey belki ama benim
için jüpiter ve uranüs'ün tapusunun üzerime olması gibi bir şey ve ikincil olarak evet artık ben de gitmek
istiyorum kimsenin beni tanımadığı bir yere ,acaba mümkün mü? Neyse görüşmekler
üzeresine (:
22 Aralık 2011 Perşembe
TARİHİMİN TEKERRÜRÜ-TEKERRÜRÜ TARİHİMİN
Bir radyo
kanalı,tek bir şarkı…biter,tekrar başlar,biter tekrar başlar...
Yok
artık….Bu gerçekten çok sıkıcı,insanın sürekli kendini tekrar etmesi.Aslında
çevrenin tekrar etmesi,hep aynı insanlardan aynı şikayetler,aynı
sitemler,aynı oyunlar,aynı kurallar…Bütün bunlar Balkanlar gibi uzaklardan
gelmez,yakındadırlar ve sizleri de soğuk hava dalgası gibi etkileri
altına alırlar.Ben biliyorum bu düzenin adını işte ''sıradanlaşmak'' .Ben de
piyonu oldum derim bu düzenin bazen, öyle ya satranç tahtasında o kadar çok kare
var ki uç bucak belli değil.E hal böyle olunca ortada çok piyon var,ama şahtan
öyle çok yok.O yine bir tane,hep lider.Halihazırda hastalıklarımdan (
yani bazı alışkanlıklarımı öyle nitelendiririm ben ) kurtulma çabası
içindeyim,şahın yanında,tahtanın üzerinde yepyeni bir karakter daha
oluşturulabilirim aslında adı yok henüz ama olsun. Hadi başlayalım ozaman,neden
daha güçlü birileri olmasın ki ? Güçlü ve Farklı…
Sadece bu
mu? tabii ki hayır daha neler neler…Hep şikayet ettiğim yanım bir parça
takıntılı olmamdı..birinde,bir şeyde,bir yerde…Alışkanlık haline getirmek bazen,hem
de en gereksiz şeyleri.Halbu ki sadece 'şey'dir onlar,her ne ise….Başladım
artık köreltmeye bunu ve mutluyum da,hayatın beklemediğini,geçen her bir
dakikanın ne kadar da değerli olduğunu artık çok iyi biliyorum .Anlamam uzun
sürdü ama bazen herşey, sadece öyle olması gerektiği için olurmuş ya....
Kısacası sizlere tek tavsiyem, yol ayrımlarında uzun uzun düşünmeyiniz
lütfen..insan ne kadar çok düşünürse bazen o kadar çok hata yapabiliyor
çünkü.Kumbaranızda biriktirdiğiniz umutlarınız,hayalleriniz için bir an
önce harekete geçin,yoksa başkaları kırıp dağıttığında,yerle bir ettiğinde ,
kolunuz size mendil olur, sonra da birlikte uzun geceler geçirirsiniz
veeee sayın okuyucular !! neredeyse unutuyordum mor gözleri,onlar da size
eşlik eder elbette…
Ahhh
sıradanlaşmak bir de, evet en büyük korkum benim.Neden herkesten bir farkı
olmasın ki kişinin,neden farklı bakmasın herşeye, farklı gülmesin,farklı
düşünmesin ? Etrafınıza bir bakın herşey birbirinin ikizidir hem de tek
yumurta (: herkes aynı giyinir,aynı düşünür,aynı sever,aynı bakar,aynı
gider…ve kalanın kaderi de hep aynıdır,o sadece bekler….hep bekler.İşte
bu yüzden diyorum ki,bekleyen taraf olmayın ( eğer emin değilseniz) çünkü zaman
beklemez,hiç tutabileniniz var mı yelkovanla akrebi?
14 Aralık 2011 Çarşamba
UNUTULUR MU AMA
Because of you….because of you…because of youuuu ( senin
yüzünden)
Üst üste 5.kez dinliyorum bu şarkıyı şimdi ,daha da fazla
olmadan keselim mi napalım?
Yaklaşık yarım saat
ilkokul hallerimi düşündüm,bu aralar sıkça
yaşadığım bi durum,bir geçmişe dönebilme özlemi…Az önce en yakın dostlarımla da
paylaştım ,(ilkokul arkadaşlarım,ki hala en yakınlarımdır kendieri) ilkokulda şöyleydik böyleydik anlattım da
anlattım.Onlar da eklediler o zamanlardaki hallerimizden seçmeleri ,gülüştük…Ne
günlerdi ama.. Biz gerçekten farklıydık,en azından bakıyorum da o yıllardan bu yıllara en doğru
taşıyabildiğim şey dostluklarım galiba.Onlar hariç herşey şekil
değiştirmiş,herşey başkalaşmış.Zaman,üzerlerine çok fazla dökülmüş ,bazı
şeylerin rengi gitmiş, gri bile değiller (:
Değiştik işte..aynı
düşünmüyoruz,aynı konuşmuyoruz…Zamana ayak uydurmak istemek mi yoksa
sadece zorunluluk mu çözemedim henüz,ama bir tek şeyden eminim;karakterlerimiz
aynı,hala aynı şeyleri ayıplayıp,aynı şeyleri seviyoruz mesela..Bazen insan önüne geleni yaşamakla yükümlü çünkü,önüne
gelen o herneyse,insanı değiştirebiliyor.Bazen de zamanın gerisinden gelen
esintilere dikkat kesilip, gelecekte var olabilecek ihtimalleri düşünmek…Biz de
öyle yaptık galiba hayal kurduk o zamanlar , ve şimdi geriye dönüp bakıyoruz önce,ne
düşünmüştük diye.sonra da onu bugüne
uyarlamaya çalışıyoruz belkide o yüzden hep gülümsüyoruz.Geçmişte bunu hayal
etmiştik,hep gülümsemeyi…ne olursa olsun ve ben sahip olduklarımı o yüzden
bugüne kadar taşıyabilmişim…Onlar bana hayallerindekini öğretmişler,ben de
onlara..Bugün herşey okadar zor ki, o güzellikler olmasa 'mücadele etmek' sözcüğünün anlamını hiç
öğrenemeyebilirdim,çocuk aklımızla birimize
ufacık bir şey olduğunda öyle bir kenetlenirdik ki,birkaç küçük insandan
kocaman bir insan oluşurdu sanki.Bugün de öyle,ve umuyorum ,bu hep böyle olmaya
devam edecek,zamanı gelince yara sarmak,zamanı gelince öğretmen olmak,ya da
öğrenci…bugün etrafıma bakıyorum da,göremediğim birşeyler var sanki,çok büyük
eksiklikler var insanların üzerlerinde,yanlarında,kalplerinde..olması
gereken,ama olmayan.Ya kendi derdimize çok düşmüşüz,ya da başkalarınınkine..ortası
hiç olmamış.Aslında belkide en büyük mesele insanın kendiyle başa çıkabilmesi…Bu
bile mucize artık,bırakın etrafı..o sonraki konu.
Bazen İnsan bunu öğrenirken bile,birilerinden yardım almak
ister , 'benim aklım var ama,sen de
fikrini ver dost!' diyebilecek birilerini arar önce, şanslıysa
bulur,yok değilse önce kendinde
kaybolur,sonra da yavaş yavaş başkalarında…Kimse tekbaşına ayakta kalamaz
demiyorum ,öyle de olur elbet..ama sadık bir dost ile daha da güzel olur…Eğer
böyle insanlar varsa hayatınızda, ısrarla *değerini bilin* diyorum,kaybetmemek
için emek verin,onlara değerli olduklarını hissettirin.Hisettirin ki,siz de
dünyanın en şanslıları arasında olduğunuzun farkına varabilesiniz.Mesela BEN
ÇOK ŞANSLIYIM YA SİZ? (:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




