Şu konuşamadığım zamanlardan nefret ediyorum.İnsanın bazen
söyleyecek birkaç kelimeye muhtaç olması ne garip…
Dünyada söylenmemiş hiçbir kelime ve bir kelimenin karşılayamadığı hiçbir duygu
yok derler ama var işte, yoksa ölüm karşısında nasıl susar insan, nasıl
söyleyecek bir şey bulamaz. Demek ki var ve henüz bunu karşılayan bir teselli
cümlesi yok,bulunamadı ve asla bulunamayacak. Israrla yok diyenlere
sesleniyorum: bukadar emin konuşmayın !
İnsanoğlunun sustuğu anlar sayılıdır aslında, ya menfaati
için susar, ya da sevdiği kırılmasın diye…ya çok bildiği için, ya bir şeyden
haberi olmadığı için. Bu bahsettiğim çok başka , bir yığın kalabalık içinde
insanı her nasılsa yalnız hissettiren, elinde sonunda onu bekleyen sonun nerede
ne zaman onu bulacağına dair düşünmeye sevk eden, bir şekilde felaket
senaryoları yazmasına sebep olan durum…
Yakınımızdayken hiç gitmeyecekmiş gibi duran insanlar da bir gün
ebediyen yok olabiliyor ve glümsemelerini sadece fotoğraflarda
görebiliyoruz artık.En güzeli, herşeyin kıymetini bilmek, sadece bilmek ve
gerisini pek de düşünmemek. Bugün öyle uzata uzata yazmak istemiyorum düşündüklerim
o kadar uzun boylu değil, hayat gibi kısacık . Furkan'la ( 4 yaşında) jelibon
yiyip pepee izlemek yapılacak en güzel hareket bugün.
Sevgiler…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder